Kuşadasına Gitmeyin!
Geçen haftayı bir iş gezisi nedeni ile Kuşadasında geçirdim. Aslında giderken oldukça olumlu düşünceler vardı burası ile ilgili kafamda. Birçok arkadaşımdan aldığım olumlu izlenim yükü ile birlikte uçakta verdikleri dergide de "Turizmin Modern Yüzü: Kuşadası" şeklinde bir makale okuyunca iyice sevinmiş ve iş gezisinin eğlenceli bir tatile dönüşeceği ümitleri ile neredeyse koşarak gitmiştim Kuşadası'na. Gider gitmez de hemen (en kötü deniz en iyi havuzdan daha iyidir diye düşünerek) denize koştum ve ilk hayal kırıklığımla kucaklaştım. Dalgalar ve rüzgar bir yana, deniz gerçekten pisti. Sonra tesislerin eskiliği, bakımsızlığı sıktı canımı. Birkaç beş yıldızlı oteli ve pansiyonu görme şansım oldu. Tesislerin yıldız sayıları artıkça giderek kötüleşiyordu sanki Kuşadası'nda (dünyanın başka bir yerinde klimasız bir beş yıldızlı otel yoktur herhalde).Kuşadasındaki üçüncü günümde deniz sayesinde önce sol dil altı tükürük bezimde başlayan enfeksiyon sonra bademciklerimi de sardı ve 40 derece ateşle yatmaya başladım ve bu durum dönüşe kadar oldukça küçük miktarlarda düşerek devam etti, hatta geri dönüşümün hafta sonunda da beni yalnız bırakmadı. Hastalanmam sayesinde ne Efes'i, ne Milli Parkı görebildim.
Neticede oldukça kötü anılarla ayrıldım Kuşadası'ndan ve ayrılırken aklıma Snatch filmiden bir sahne geldi, gülümsedim. Seyredenler hatırlayacaktır, Avi İngiltere'den dönerken hava alanında güvenlik görevlisi ile aralarında şöyle bir diyalog geçer;
- Anything to declare?
- Yes, don't go to England!
Evet, o an aynı soru bana yöneltilecek olsa cevabım şu olurdu;
- Sakın Kuşadası'na gitmeyin!









